TARİH İMECESİ: TARİH ZÜMRESİNDE 38. HAFTA (16-22 Eylül 2019)

TARİH İMECESİ: TARİH ZÜMRESİNDE 38. HAFTA (16-22 Eylül 2019): TARİH ZÜMRESİNDE 38. HAFTA (16 -22 Eylül 2019) Tarih Zümresi olarak  2019-2020 Eğitim-Öğretim Yılı TARİH Dersleri Yıllık Planlar ına gör...

BİLSEK AKADEMİ: BİLSEK Gençleri Geleceğe Hazırlıyor

BİLSEK AKADEMİ: BİLSEK Gençleri Geleceğe Hazırlıyor: BİLSEK Gençlik Kulübü Derneği tarafından hayata geçirilen BİLSEK Gençlik Gelişim Akademisi çalışmasının akademisyenler, öğretmenler, STK ...

Hasbî bir medeniyet elçisi Osman Nalbant

On beş yıla yakın bir zamandır, Osman Nalbant ağabey, evlâd-ı fâtihan diyarı Bosna’yı anlattıkça Bosna yüreğimde dindiremediğim bir yara, bir dâüssıla hâline gelmişti. Şehr-i Maraş İl Kültür Müdürlüğü vazifesini yürüttüğü, ardından Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü yaptığı sıralarda Bosna’ya gönül alma ziyaretlerine gidilmesi gerektiğini anlatırdı. Mostar Dergisi’nin Genel Yayın Müdürlüğünü yaptığı 2005-2009 yılları arasında Semerkand-Mostar Grubu’nun temsilcisi olarak nice kültür ve medeniyet erbabını Bosna’ya götürmekle başlamıştı hasbî medeniyet elçiliği.

BİLSEK'te İşveren Genç Buluşmaları Yapıldı! İnsan Ancak Çalıştığını Kazanır

BİLSEK Gençlik Kulübü Derneği tarafından yürütülen Gençlik Gelişim Akademisi projesine katılan gençlere İSKUR Tekstil Enerji Ticaret ve Sanayi A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Erdem UZUN iş dünyasının gençlerden beklentilerini anlattı

BİLSEK Gençlik Kulübü Derneği tarafından yürütülen, İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi Başkanlığı tarafından finanse edilen Gençlik Gelişim Akademisi projesi çerçevesinde üçüncüsü yapılan İşveren Genç Buluşmaları Programının konuğu eğitim hayatı boyunca birçok başarıya imza atmış, genç yaşında İSKUR Group ‘un Yönetim Kurulu’nda yer almayı başaran Dr. Erdem Uzun oldu.

BİLSEK Gençlik Gelişim Akademisi'nden KİPAŞ Kağıt Sanayi’ne ziyaret

BİLSEK Gençlik Gelişim Akademisi öğrencileri Kılılı’da bulunan KİPAŞ Kağıt Sanayi’ne bir inceleme gezisi gerçekleştirdiler.

İçişleri Bakanlığı Dernekler Dairesi tarafından desteklenen BİLSEK Gençlik Kulübü Derneği tarafından yürütülen Gençlik Gelişim Akademisi Projesi öğrencileri, İşveren Genç Buluşmaları programı kapsamında daha önce KSÜ Cahit Zarifoğlu Konferans Salonunda ağırladıkları Kipaş Kağıt Sanayi İşletmeleri A.Ş. Yönetim Kurulu Üyesi Sinem Öksüz, Dış Ticaret Müdürü Ali Tekerek ve ekip arkadaşlarını, BİLSEK Gençlik Kulübü Derneği gönüllü danışmanı ve Akademi eğitmeni olan KSÜ İşletme Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Taşlıyan ile birlikte ziyaret ettiler.

OKUMAYA EVET CEHALETE HAYIR

Kahramanmaraş'ta, "Okumaya evet, cehalete hayır" projesi kapsamında, 500 öğrenciye kırtasiye ve eğitim materyali yardımında bulunuldu. BİLSEK Gençlik Kulübu Derneği (BİLSEK), "Kız Çocuklarının Okula Devam Oranının Artırılması" hibe programı kapsamında "Okumaya Evet, Cehalete Hayır" projesi kapsamında öğrencilere eğitim materyali desteğini sürdürüyor. İl Milli Eğitim Müdürü Mehmet Emin Akkurt'un katılımıyla, Piri Reis İlköğretim Okulu'ndaki kız öğrencilere BİLSEK tarafından kırtasiye malzemesi ve eğitim materyalleri dağıtıldı. Akkurt, burada yaptığı konuşmada, projenin artık elle tutulur gözle görülür hale geldiğini söyledi.

ANADOLU'DA "KÜRDİSTAN" NASIL UYDURULDU? Dr. Mustafa Kök


Anadolu’da “Kürdistan” Nasıl Uyduruldu? -
Dr. MUSTAFA KÖK (E. Öğretim Üyesi)

Ülkemiz özellikle son günlerde yeniden bir siyasî kaynaklı yoğun tartışma ve çatışma ortamına doğru sürüklenmektedir. Sebep bu defa düpedüz tarihçilerin alanına giren bir konu: Anadolu’nun Doğusu ve Günaydoğusu’na “Kürdistan” denir mi denmez mi? Bu derece hayatî bir konuda – maaşallah - tarihçilerden başka en başta “âlim” kılıklı gazetecilerin, zâlim tavırlı terör yardakçılarının, bu işlere dünden tâlimli sözde siyasetçilerin/devlet adamlarının çokça konuştuğu vatan sathında, neredeyse tek konuşmayan – üzerlerine ölü toprağı serpilmiş - Üniversitelerdeki oldukça mülâyim edâlı tarih profesörleridir.

Biz şimdi, farklı bir tarih profesörünü (hem de zamanın ordinaryüsünü) tanık göstererek – okuma iştiyakı olan insanlar için - konuya ışık tutmak istiyoruz. Günümüz tarih profesörleri yine de susmaya devam ederlerse, onları vicdanlarıyla baş başa bırakıyoruz.

MATURİDİLİK KONFERANSI


TÜRK OCAĞI’NIN MATURÎDÎLİK KONFERANSI BÜYÜK İLGİYLE İZLENDİ

Prof. Sönmez Kutlu, “Maturîdî’ye göre kâfir, küfrü sebebiyle öldürülemez; cezasını âhirette ancak Allah verir.!”

Kahramanmaraş Türk Ocağı’nın önceki gün düzenlemiş olduğu ve Ankara Üniv. İlâhiyat Fakültesi Mezhepler Tarihi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sönmez Kutlu’nun sunduğu “Mâturidîlik Düşüncesi ve Günümüz Sorunlarının Çözümündeki Rolü” konulu konferans, Türk Ocakları camiası ve halkımız tarafından büyük bir ilgiyle izlendi. Necip Fazıl Kültür Merkezinde sunulan Konferansa, Vali Mustafa Hakan Güvençer ve İl Müftüsü Muhammet Gevher ile birlikte birçok sivil toplum kuruluşu yetkilileri de katıldılar.

“İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım”



“İnsanlar kıyıcıydılar kitaplara kaçtım”

Ahmet Doğan İlbey ilbeyali@hotmail.com

Her şeyini kitaba yatıran, yarın ölecekmiş gibi vaktinin bir dakikasını dahi kitaptan ayrı yaşamaktan hicap eden, kitapları su gibi içen, hava gibi soluyan, kitaplara su, hava ve ekmekten daha fazla ihtiyaç duyan, nikahlı eşi gibi yanında hiç ayırmayan, bu uğurda otuz sekiz yaşında gözlerini tamamen kaybeden âmâ üstadım Cemil Meriç’in tefekkür mücadelesinin neresinden geçer, zihinleri “görsel teknoloji”yle çürümüş şimdiki zaman insanları.

On bir yaşında başlayıp bir ömür boyu devam eden okuma aşkından dolayı gönlünden beyninin bütün kıvrımlarına kadar kitapla meczolmuş hayatını kaç kişi biliyor? Gözleri görmez olunca her gün saat saat başkasına okuttuğu kitapları, gören gözlerle okuyan birinden daha kavî bir aşkla dinlemiş ve yazdırdığı notlarını kitaplaştırmış bir kahramandı o.

“Bosna Bizim Neyimiz Olur?”

ali doğan ilbey ile ilgili görsel sonucu
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun 4 Kasım 2015 tarihinde tertip ettiği “Bosna Bizim Neyimiz Olur” adlı programda, Osmanlı’nın yaydığı ve yaşattığı millet düşüncesiyle gönlümün sürur bulduğu birkaç saatlik saadet yaşadım.
Milletdaşlığımızın, kardeşliğimizin dile gelip duygulandığım ve evlad-ı fatihan Bosnalıların gönlümde ziyadesiyle yer ettiği bu fikirli program, KSÜ’nün Basın ve Yayın Uzmanı Mehmet Yaşar’ın takdimi ve Bosna üstüne okuduğu şiirle başladı.
Ardından Kültür ve Medeniyet Topluluğu’nun Başkanı ve Semerkand-Mostar Gençlik Grubu’nun temsilcilerinden Ferhat Ağca Bosna intibalarını ve programın gayesini duygulu bir şekilde anlattı.
On yıldan fazla oldu ki, Osman Nalbant ağabey, Evlâd-ı Fatihan Bosna’yı anlattıkça Bosna yüreğimde dindiremediğim bir yara, bir dâüssıla hâline gelmişti. Mostar Dergisi’nin Genel Yayın Müdürlüğünü yaptığı yıllar içinde Semerkand-Mostar Grubu’nun temsilcisi olarak nice kültür ve medeniyet erbabını defalarca Bosna’ya taşıdı.

Benim halkım hangi ara bu kadar insafsız oldu?

Ben yıllar süren derin bir uykudaydım da yeni mi uyandım…

Benim “karşısındaki incinir” diye lafını kuyumcu terazisinde tartıp öyle söyleyen o saf, temiz, duru, merhametli, şefkatli halkıma ne oldu?

Benim halkım hangi ara bu kadar zalim, bu kadar merhametsiz, bu kadar gaddar oldu da benim haberim olmadı.

Karıncayı incitmekten bile korkan bu necip millet hangi ara eşinin, dostunun, arkadaşının, komşusunun kalbine ayaklarıyla basar oldu, kalbini ezer oldu.

Yahu bu halk hangi ara kaybetti insanlığını.

Hangi ara bu kadar nezaketsiz, kaba, saygısız bir toplum olduk söyleyin hele…

Kurbanınız olayım söyleyin biz hangi ara bu hale düştük…
........…

GÖRSEL; İKİ TARAFI KESKİN KILIÇ

GÖRSEL; İKİ TARAFI KESKİN KILIÇ

Birine aradığı yeri/adresi iyi bildiğiniz yol üzerinden tarif edersiniz ama muhatabınızın orayı bulup bulamayacağı, sizin ağzınızdan çıkan sözlerin onun zihnine ulaştığında alacağı şekle bağlıdır. Eliyle koymuş gibi bulması da mümkündür; hiç alakasız yollara saparak, varması gereken yerden uzak düşüp gıyabınızda ‘saydırması’ da pekala ihtimal dahilindedir. Bilhassa teknik adamlar ve bu konunun önemini bilenler, eğer mümkünse küçük bir kağıda lafzen söylediğini basit çizgilerle bir tür ‘ilkel resim’ oluşturacak bir şema çizerek yolcunun eline tutuştururlar. Ki, yol boyunca ellerinde, güzergah ile kıyaslayıp doğru yolda olup olmadıklarını belirleyebilecekleri ‘yarı somut’ diyebileceğimiz bir araç olsun..Bu yöntem hem akılda tutulması zor olacak kadar çok söz söyleme ihtiyacını ortadan kaldırır, hem de bir takım sembolleri o şekle/şemaya kolayca ilave etmek suretiyle kıyaslamanın daha sağlıklı yapılabilmesini mümkün kılar.

TUZAK (Sıddık Altunbaş)


Benzerlerini çeşitli yayın organlarında daha önce de gördüğümüz türden, marastimes.com’da yayınlanan haber: “Kahramanmaraş Piazza’da Görsel Şölen” başlığını taşıyor. Bir hattatın aylar boyu göz nuru dökerek hazırladığı yazıları/levhaları sergilemesine imkan verilerek ‘ziyaretçi’lerin ilgisine, istifadesine sunulmuş. Söz konusu mekan(lar)da bu etkinlik ilk değil, son da olmayacak. Bu mekan bir alışveriş merkezi yani bilinen kısa adıyla AVM. Yani, bütün derdin ve gözetilen esas amacın, algı yönetimi dahil Kapitalizmin geliştirdiği her türlü yöntemi kullanarak geniş kitleleri oraya çekmek ve bu cazibeden kendini alıkoyamayanların cebinde olan ve hatta olmayan parayı olabildiğince bu sistemin temsilcilerinin hesabına aktarmak olduğu bir yapı.

Bir de güzel(!) özelliği var; parayı verenin kim olduğu, kime-neye mensup olduğu, nasıl bir kişilik yapısına sahip olduğu (hatta kişiliğinin olup olmadığı) onu hiç ilgilendirmez. Eli ve cebi olan, aklını, sorgulamacı yanını yatıştırmaya meyilli olan her meşrepten insan hedef kitlesinin bir parçasıdır. Mühim olan çağrıya icabet edilmesi, sunulan cazibeye direnilmeyerek o yapıdan içeriye adımın atılmasıdır. Göze kestirilen hedef, kapana bir kere düştü mü gerisi kolay! Bu yapıların birer kapan/tuzak olduğunu anlamak için allâme olmaya da gerek yok; herhangi bir kapanın yapısına, mantığına biraz aşina olmak yeter. Kapanın çok çeşitleri olsa da; temel olarak içeride ne olup bittiğini dışarıya yansıtmayan geçici veya kalıcı bir ‘yapı’ya kapanı kuranın tayin ettiği bir delikten girilir veya bir düzeneği harekete geçirecek adım atılır, gerisi malum. Yalnız bir farkla ki, burada amaç kurbanı bir seferde safdışı etmek olmadığı için, maksat hasıl olunca fiziksel ve duygusal olarak kendini iyi hissederek oradan çıkabilecek kadar özgür(!) olmalıdır, ki tekrar-be-tekrar gelebilsin. Bunun için de gerekli bütün şartlar, muhtelif ‘beyin yıkama’ yöntemleriyle ön-yıkama yapılarak günler, aylar öncesinden hazırlanır ve herhangi bir unutmayı, ihmali yahut tavsatmayı önlemek için farklı isimler altında yapılan bu çalışma süreklilik arzeder.

Tezgaha girip çıkanın zaman zaman aklı zonklasa da bunun bir önemi yok. Toplumda, çevrede, ailede bu zonklamayı yatıştıracak yığınla gönüllü(!) imdada yetişir!

Peki, kapitalizmin mâbetleri olarak nitelendirilen bu AVM’lerde kadim kültürümüzün ve İslam dinini merkeze koyarak görkemli bir medeniyeti inşa etmiş olan hayat tarzımızın çok mühim bir unsuru olarak gelişmiş Hat Sanatı’na dair sergi açılması kim açısından neyi ifade ediyor? Hadi avâmı anladık diyelim; bu sanatları temsil ettiği iddiasında olan ve meşgalesi bu iddia ile çelişmeyen insanların bu gibi tekliflere koşarak gitmelerini ya da bizzat talep etmelerini ne ile açıklayacağız? Acaba, Kapitalizmin hidayete ermesi umuduyla yapılan bir tebliğ gayreti midir?

Mesela; bu sergi sahibi, “eserlerimi sergimek için bu mekanı seçmekle yatıp kalkıp alenen veya zımnen Batı tipi hayat tarzına mesafeli duran bir kesimin bu mâbetlere ayağını alıştırmaya hizmet etmiş olur muyum?” kaygısını aklından geçirmiş midir acaba, ya da böyle bir kaygı zâid midir?

Benzer kaygıları mesela, okuyuculara kitap imzalama âyinleri düzenlenmesi için de dile getirmek mümkündür. Esasında nerede yapılırsa yapılsın, müellifle okuyucu arasındaki münasebette imza meselesinin topluca icra edilen nevzuhur bir ritüel haline getirilmesinin bile bu münasebetin tılsımını bozup sıradanlaştırdığı kanaatindeyim. Diyelim ki bir kitap fuarında ya da yayınevi bünyesinde yapıldığı takdirde bunu bir şekilde tevil etsek bile ismi kitap ile müsemmâ olan kütüphanelerin veya mesela müellifin akademisyen olduğu durumlarda akademik mekanların bu ‘âyin’lere evsahipliği yapmıyor olması, kanatimce bu faaliyetlerin gerçek amacının ne olduğunu sorgulamak için yeterli sebeptir.

Bir AVM’de Batı kültürünü ve dünya görüşünü temsil eden bir sergi ya da başka türlü bir faaliyet düzenlenmesi mühim bir tenâkuz teşkil etmeyebilir. Fakat, Türk-İslam Medeniyeti’nin göz kamaştıran inceliklerini, kadim kültürümüzün seçkin örneklerini, ağırlıklı olarak kendilerini bu medeniyetin varisi addedenlere sunmak üzere, Kapitalizmin “azizleri”nin ruhlarının kol gezdiği bu mekanları tercih etmenin ne anlama geldiği üzerinde hassaten düşünülmesi gerekir. Bu durum ‘Müslüman mahallesinde salyangoz satmak’tan daha mı ehvendir!?

Şayet sergilenen o levhaların birinde şâirin “Bâtıl hemîşe bâtıl u merdûddur velî / Müşkil budur ki sûret-i haktan zuhûr ide” beyti de yer buluyorsa o zaman “Kel Keyfim Kel”!.

Popüler Yayınlar