Kahramanmaraş'ı tanımak, incelemek, öğrenmek, bilmek, tanıtmak, sevdirmek, tartıştırmak için il içi kültür-sanat, inceleme araştırma v.b. amaçlı geziler yapıyoruz yıllardır
2013 gezilerimizi BİLSEK' in organizasyonu, Kültür-Sanat Derneği, KAFSAD, Kültür Sanat Evi, Üniversitelerden katılanlar, Kültür Sanat Platformu Derneği yayıncı kuruluşlar, yazarlar, öğretmenler, sanat adamları, profesörler, öğrenciler, doktorlar velhasıl her meslek gurubundan insanlarla, doğa, sanat, kültür severlerle yaptık bu güne kadar.
Güzel Sanatlar Fakültesinde Bir Güzel Adam: Prof.Dr. MEHMET ÖZKARCI
Geçtiğimiz günlerde “birkaç güzel adamla” birlikte “bir güzel adamı” ziyarete gittik.
Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi’nin yeni rektörü Prof. Dr. Durmuş Deveci, KSÜ Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanlığına Prof. Dr. Mehmet Özkarcı’yı atadı.
Özkarcı herşeyden önce gerçekten güzel bir insan.
Bu ülkeyi de, bu şehri de çok seviyor.
Çalışkan… Üretken… Vizyon sahibi… Güzel de bir yüreğe sahip…
Sayın Mehmet Özkarcı’yı Kültür Sanat Derneği Başkanı Abdulhakim Eren, BİLSEK Başkanı Mehmet Köşk, Abdulgaffar Polat, Ramazan Avcı ile birlikte ziyare ettik.
ŞEHİR KİMLİĞİ ÇALIŞTAYI (Sıddık Altunbaş)
81 ilde yapılması planlanan bu çalıştay dizisinin dokuzuncusu 20 Ocak 2015’te Çevre ve Şehircilik Bakanı Sn. İdris Güllüce’nin de katılımıyla Kahramanmaraş’ta gerçekleştirilecek. Bakanlığın, bu çalıştayın yol haritası mahiyetindeki ilgili yönergesi çerçevesinde bazı düşüncelerimi paylaşmak isterim..
Bu çalıştaylar dizisinde Maraş’ın “zor bir şehir” olarak öne çıkacağını tahmin ediyorum. Neden zor? Çünkü son derece çeşitli ve zengin potansiyeline rağmen bu imkanları harekete geçirmekte çok geç kalmış, bunu farkedip harekete geçmesinden sonra da geç kalmışlığın getirdiği telaş ve arayışla, takriben son 30-40 yıl gibi çok kısa bir zamana, gelişme adına çok sayıda telafisi zor hataları sığdırmış bir şehirdir.
Bu çalıştaylar dizisinde Maraş’ın “zor bir şehir” olarak öne çıkacağını tahmin ediyorum. Neden zor? Çünkü son derece çeşitli ve zengin potansiyeline rağmen bu imkanları harekete geçirmekte çok geç kalmış, bunu farkedip harekete geçmesinden sonra da geç kalmışlığın getirdiği telaş ve arayışla, takriben son 30-40 yıl gibi çok kısa bir zamana, gelişme adına çok sayıda telafisi zor hataları sığdırmış bir şehirdir.
Ayaklar Altına Alınan Ses Bayrağımız
Bir milletin tanımını yaparken her şeyden önce “aynı dili konuşan” diye başlanır cümleye. Çünkü dil, milleti meydana getiren millî kültürün ve millî duygunun taşıyıcısı, aktarıcısı; millî varlığın, birliğin ve kültürün temeli ve teminatıdır.
Bizi kimliğimizle birlikte geçmişten günümüze taşıyan, günümüzden de geleceğe taşıyacak olan en önemli varlığımız dilimizdir. Tarih dillerini kaybettikten sonra baskın kültürlerin egemenliğinde benliklerini de kaybederek tarih sahnesinden silinen veya sömürge devleti olarak hayatını devam ettiren milletlerin hikâyeleriyle doludur.
Edebiyat Bülteninden Abdurrahim Karakoç İçin Çok Özel Bir Özel Sayı (Ramazan Avcı)
Türkiye Dil Ve Edebiyat Derneği Çorum Şubesi yayın organı Edebiyat Bülteni, Nisan 2014 tarihli 10. Sayısını Abdurrahim Karakoç Özel Sayısı olarak çıkarttı.
“Bu toprağın sesi olan şairler, ilgiyi, iltifatı ve vefayı fazlasıyla hak etmektedirler” anlayışıyla Abdurrahim Karakoç’u anmak, anlamak ve anlatmak için kolları sıvayan Türkiye Dil ve Edebiyat Derneği Çorum Şubesi, dolu dolu bir özel sayı ile Abdurrahim Karakoç’un anısına yakışır bir dergi ortaya koymuşlar.
Havasına Suyuna (M.Fatih Erdoğan)
Suyu bilmem ama soğukların bastırmasıyla birlikte şehrimin havasının tadı da tuzu da kaçtı. Güzel Şehrimin üzerinde yoğun kömür kokusu ve genizleri yakan pis bir hava tabakası oluştu.
“Hava kirliliğine doğal gaz da çare olmadı” diyeceğim ama dilim varmıyor. Doğal gaz kullanımının hızla artmasına rağmen bir türlü istenilen seviyelere çıkartılamadığı da elbette doğru ama kirliliğin tek başına sebebi elbette değil. Ya birde doğal gaz kullanılmasaydı diye düşündüğümde aklıma gelenler ise gerçekten tam bir felaket.
Özellikle rüzgârın etkili olmadığı günlerde görülen ve sınır değerleri hayli aşan hava kirliliği insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşıyor. Kalp ve diyabet hastası olan vatandaşların bırakın yürüyüş yapmalarını sokağa çıkmaları bile imkansızlaşıyor.
Atışma Türünü Yeni Şartlarda Sürdürme Çabasının Meyvesi Bir Kitap: Söz Açarı (Ramazan Avcı)
Yiğitliğin ve kahramanlığın sembolü Köroğlu, son nefesinde “Tüfek icat oldu, mertlik bozuldu.” demişti. Bu söz teknolojik gelişmenin insanî değerleri ortadan kaldıran olumsuzluğuna ilk tepki, ilk serzeniş, ilk isyan fakat aynı zamanda ilk boyun eğişti. O günden bu güne fert ve toplum hayatımıza hâkim olan sanayi ve teknoloji çağı; alışkanlıklarımızı, zevklerimizi, tutkularımızı, geleneklerimizi hülasa değerlerimizi bir bir değiştirdi.
Sanayi ve teknoloji çağı, Yeni Türk Edebiyatı alanında önemli değişimlere ve gelişmelere sahne olurken Âşık Tarzı Halk Edebiyatı geleneğine büyük zararlar vermiştir. Bu geleneğin içinde çok önemli bir yer tutan atışmalar Azerbaycan’da canlılığını sürdürmekteyse de Anadolu sahasında bu damar her geçen gün hızla daralmaktadır. Yazının devamı
Toplumsallık İnsana Verdiğimiz Değer ve Hizmetle Boyutlanır (Mustafa Okumuş)
Bakarım da fukaranın, bilgi ve erdem sahiplerinin baştan yüzü soğuk olur. Ya da tuzu kurular, öyle şaş bakarlar onlara. Işığa sırt çevirirler; karanlığı alırlar önlerine. Böylece kalıcı değil, geçici değerlere tutsak ederler kendilerini. Farkına varmadan gerçeği, erdemi ve bilgiyi dışlama yanlışlığına düşerler. Kendi göreceli ölçülerini kullanarak bu kaynaklara yukarıdan bakma yanlışlığına düşerler de bunun bilincine varamazlar. At gözlüğü onlarda beyin ve yürek körlüğü yaratır.
Yaşamak Bir Savaşımdır (Mustafa Okumuş)
İnsanoğlu ağlayarak açar, dünyaya gözlerini. Bundan sonra başlar yaşam savaşımı evre evre ölünceye dek. Kayıplar, kazanımlar hep birbirini izler. Yaşamın, kendine özgü kesitleri, savaşım alanlarını ve yöntemlerini kendisi geliştirir. Yaşam önüne koyduğu ereklere ulaşım savaşımıdır, bir bakıma. Bu erek hedefleri için verilen her mücadele, risklerini de utkularını da kendi içinde taşır. Bir madalyonun iki yüzü gibi? Risk yoksa utku yok, utku yoksa risk de yoktur.
Allah doğanın tüm ayrıntılarını kendi zıddıyla bir bütün olarak donatmıştır. Sözgelimi, gül rengiyle kokusuyla albenili bir çiçektir. Oysa çevresi dikenlerle kaplıdır. Elimize diken batmasını göze alamıyorsak, gülü koklama ondan haz alma hakkımız yoktur. Ne demiş atalar: "Gülü seven dikenine katlanır." Bal arısı bal üreten çok yararlı bir böcektir ama kuyruğundaki iğnede zehir taşır.
Büyükşehir Tamam da, Büyük Medeniyetin Şehri Olabilir miyiz? (İsmail Çelik)
Hepimizde şöyle müstakil, bahçeli, modern nitelikte bir ev özlemi vardır. Kum medeniyetinin kuşattığı kuşaklarız. Aslında kum yığınlarının, yapay çimentolarla yapıştırılmasıyla oluşturulan şehirler; yapay kültürün kaynaştıramadığı, çürük şehir medeniyetini üretiyor. Bu durum, 3.dünya ülkelerinin ve gelişmekte olan ekonomilerin sorunu aslında. Çarşaf gibi açılmış şehirler yerine, topaçlaşmış, büzüşmüş, dar alana yığılmış şehirler? Yazının devamı
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
Popüler Yayınlar
-
Çoktandır bir " kadına şiddet" yazısı yazmaya karar vermiştim. Olmadı. Ne zaman bilgisayarın başına otursam bir " ka...
-
TARİH İMECESİ: TARİH ZÜMRESİNDE 38. HAFTA (16-22 Eylül 2019) : TARİH ZÜMRESİNDE 38. HAFTA (16 -22 Eylül 2019) Tarih Zümresi olarak 2019-20...
-
Bu gün sınıfıma gelen bir öğretmen arkadaşımla konuşurken fazlaca gürültü yapan öğrencilerime "Beni çok üzdünüz? Eğer böyle yapmaya d...



.jpg)